zaman-uzam: İSTANBUL

Bir düşünce nesnesi olarak ‘kent’ 19.yüzyıla kadar toplumun bir yansıması olarak var oldu ve tarih ve coğrafya ayırımına yer vermedi. Mimarlık tarihçisi Doğan Kuban’a gore İstanbul, tarih ve coğrafyanın içi içe geçtiği kentlere bir örnektir: Bu kent ikibinbeşyüz yıl  boyunca Karadeniz ve Doğu Akdeniz’in sularının ve Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorlukları’nın karalarının sıkı sıkıya ördüğü tüm toplumsal, ekonomik, siyasi ve sembolik dokuların tamamıdır. Her devir bir öncekinin özelliklerini almış, yoğurmuş ve yeni biçim ve içerikler olarak sunmuştur. Kentin topoğrafyası, anıtsal yapıları, yolları ve meydanları eski ve yeninin örgüsünün bir yansımasıdır. Osmanlı Devleti’nin farklı milletlerinin ve devletin idari yapısının toplumsal, siyasi ve kültürel pratikleri kentin gerçek ve öyküsel sembolizmine yansımıştır ve çağlar boyunca yerleşik ve konuk nüfusun yaşantılarını belirlemiştir. Kara ve denizin  kesiştiğ uzun kıyıları boyunca, İstanbul’un farklı mahalleleri,  farklı kültürel  gruplara basit  ve iç içe ev dokularıyla barınak sunmuş, diğer yandan müşterek pazar ve üretim mekanları  siyasi otoritenin sunduğu anıtsal yapılar içinde yer almıştır. Kapalı çarşılar ve hanlar gibi anıtsal yapılar, sembolik ve toplumsal alanın üretildiği cami ve medrese gibi anıt mekanların, kültür, eğitim ve hayır işleri için gelir sağlamaya yönelik vakfiyeleri olarak işlev görmüşlerdir. Tüm özellikleri ile ele alındığında, Kuban’a gore İstanbul tekil bir kültüre, toplumsal gruba veya zamana ait değildir.  Bir evrensel konumdur. Lakin, son elli-altmış yıldır kapitalizmin bir nesnesi olmuş ve hızla yukarıda betimlenen tarihi özelliklerini yitirmeye başlamıştır. 

designed by ©ada